Irkçılık-Fırsat Eşitliği

Nuray Özçelik
Nuray Özçelik
  • 02.05.2017

MESUT ÖZİL-STEVE JOBS – IRKÇILIK-FIRSAT EŞİTLİĞİ

Dünya, yaşadığımız ülkeler, kopup geldiğimiz ülke ve bölge çok ciddi sorunlarla cebelleşiyor. Emperyal savaşlar, kapitalizmin kar hırsı, köhne ve işbirlikçi iktidarlar nedeniyle; ölümler, açlık, yoksulluk, işsizlik, cinayetler, göç, sürgün, doğanın talan edilmesi başımızı ne yana çevirsek kaçamayacağımız bir gerçeklik olarak gözümüzün içine, beynimizin en ince kıvrımına kadar nüfuz ediyor. Kaçarak, yok sayarak, gözümüzü kapayarak kurtulamayacağımız bu acıları; ki bunları hangi kılıfa sokarlarsa soksunlar, Avrupa, Amerika, Asya ya da Afrika’da, sözün özü; her yerde, her koşulda hissediyor ve yaşıyoruz, hem de dünya nüfusunun onda dokuzu oranında ezici bir  bir çoğunlukla.

Peki neden yaşıyoruz tüm bu acıları, savaşları? Neden yaşıyoruz; eğitimde, sağlıkta, barınmada, sosyal yaşamın tüm alanlarında bu dengesizliği ve adaletsizliği? Mümkün müdür bir çözüm?

Son yıllarda toplumumuzu(Hollanda-Türkiye) ve dünyamızı sarsan olayları anlamak çoğu insan gibi benim için de ciddi bir sorun oluyor. Hep anlamaya çalışıyorum yaşanan sorunların nedenini ama sonunda tıkanma noktası yine ve her zaman olduğu gibi “kapitalizmin kar hırsı ve emperyal savaşları” oluyor.

Bu sorunların en önemli ve ağırlıklı nedeni bu İKİZ KARDEŞLER.!! Bu sorunu aşmak kolay değil hepimiz biliyoruz. Ama insanlık; yerelde de, evrenselde de aşacaktır bu sorunları ve cinnet halini almış bu toplumsal ilişkileri.

Kapitalizm ve doğal sonucu emperyalizm en şatafatlı dönemlerini yaşadı. Hala şatafat devam ediyor gibi yapsa da, ancak bir tıkanma ve kendi adına bir çözümsüzlük dönemini yaşadığı da aşikar.

Şimdi bu sıkıntılı ve tıkanma sürecini uzatmanın derdinde ve kendi adına asıl sorun da bunu hangi argümanlarla yapacağında. Kapitalist-Emperyalist sistemin yaklaşık otuz beş yıldır hayata geçirdiği özelleştirmeler, küreselleşme, savaşlar, liberal politikalar; hep ömrünü uzatmak adına attığı adımlar, aldığı kararlardı. Ancak hiçbiri tutmadı, çürümesini, tıkanmasını önleyemedi.

Bu tıkanma ve kendi adına çözümsüzlüğü dışarıda önleyemediği için, doğal olarak bu sorunları kendi içinde yaşamaktan da kurtulamadı. Ateş ve alevler kendine kadar ulaştı, bumerang gibi kendine döndü.

Yarattığı iklimle tüm bu sorunlar yaşanıyor, acılar çekiliyor ama buna rağmen de  yaşananların sorumluluğunu almak istemiyor. Yeni sorumlular arayarak suçu, günahı başkalarına devretmek ve sonunu uzatmak istiyor. Bu sorumluluktan kurtulmanın kolay olmadığını ve yeni manevralar yapmak zorunda olduğunu bizden daha iyi de bilerek tabii. Ne yapması gerek ya da yapıyor peki ömrünü uzatmak için?

Ben kendilerine akıl verecek değilim tabi. Ama yaptıkları ve yapacakları belli. O da her savaş ve tıkanma döneminde olduğu gibi yapay düşmanlıklar yaratmak, küçük sorunları büyütmek ve insanların duygularına hitap edecek etnik-dinsel kavramlar ve değerler üzerinde tepinmek.  Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Türkiye, İtalya, Belçika ve daha birçok ülkede olduğu gibi Milliyetçiliği, hatta Irkçılığı körüklemek.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında (Paylaşım Savaşlarında) olduğu gibi.

Bunun bir çözüm olmadığını egemen siyasi ve ekonomi çevreler de biliyorlar doğal olarak. Çünkü tecrübeyle ve milyonlarca insanın yaşamını yitirmesiyle sabittir bu gerçeklik.  Ama kar ve para hırsı işte, hiçbir şey dinlemiyor. Vampir kana doyar mı? Doymuyor.

Bugün yine aynı senaryoyla sahnedeler.

Bu kez de yükselen değer IRKÇILIK-MİLLİYETÇİLİK.

İnsanlığın baş belası, onulmaz hastalığı her dönem ve yine bir yerlerden gösteriyor kendini.

Kolay ve güçlü bir argüman çünkü. Her dönem alıcısı var. Ama eğer IRKÇILIK bu yüzyılda da insanlığın başına bela olacaksa; yeni katliamlara, sürgünlere, göçlere, açlığa, yoksulluğa, talana, işgale neden olacaksa bu hastalık; öyleyse insanlık tatihinin tüm acı deneyimlerinden süzülmüş tanımını yeniden ele almak doğru olmaz mı acaba? Yeniden gözden geçirmekte yarar var.

Peki nedir bu Irkçılık? 

Kimin işine yarar, ya da kimin işine yaramaz?

Toplumsal yaşamda ayırt edici bir özellik midir?

Başarıda ya da başarısızlıkta Irk’a dayalı bir veri var mıdır? Şu ırk mutlaka başarılı, zeki, mutlu ya da her neyse diyebiliyor muyuz?

Bir bakalım.

Sözlük ve bloglarda yapılan ortalama tanımlamalar.

“IRK: Etnik kökenlerine göre insanların, sınıflandırıldığı,  kategorize edildikleri sistem.

IRKÇI: İnsan ırklarının renk ve fiziki şekil esas alınarak birbirlerinden üstünlüğünü temel alan ırkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen ad. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmekte. Irkçılık genel olarak çeşitli insan ırkları arasındaki biyolojik farklılıkların kültürel veya bireysel meseleleri de tayin etmesi gerektiğine ve doğal sebeplerle bir ırkın (çoğunlukla kendi ırkının) diğerlerinden üstün olduğuna ve diğerlerine hükmetmeye hakkı olduğuna duyulan inanç veya bu değerleri kabul eden doktrindir. Ortaya çıkış nedenleri arasında çoğunlukla EKONOMİK NEDENLERİN olması yanı sıra düşünsel nedenlere de dayanmaktadır. Irkçılık terimi çoğunlukla, kendi etnik kültür değerlerini tek kriter olarak belirlemek (etnik merkeziyetçilik), farklılık korkusu (zenofobi), ırklar arasında birleşmelere ve ilişkilere karşıtlık ve milliyetçilik gibi kavramları da anlatıyor olabilir.

IRKÇILIK, SOSYAL AYRIMCILIĞI, IRKLAR ARASINDA FARK GÖZETİLMESİNİ VE SOYKIRIMA KADAR VARABİLEN ŞİDDETİ HAKLI GÖSTERMEKTEDİR.

Irkçılık genel hatlarıyla incelendiğinde kendi kanını taşıyan, aynı dili konuşan ve aynı soydan gelenlerin başka soylardan gelenleri aşağılaması olarak algılanır.”

Ortalama IRK ve IRKÇILIK tanımı bu.

Buna göre siz en iyi, en üstün, en değerli, en önemli, en vaz geçilmezsiniz.!!

Bu sizin gibi IRKÇILAR için iyi bir haber olabilir.!!

Eğer durum böyleyse karşınızdakine, sizin gibi olmayana istediğinizi yapma ve yaptırma hakkınız var.!!

Irkçılığın böyle tarihsel bir pratiği var çünkü.!!

Ama bu hastalığın bir diğer yanı şu ki; eğer karşıdaki de öyle düşünüyorsa ve IRKÇIYSA ve güçlüyse o zaman sizin de başınız belada.

Çünkü artık sizin de katliniz vaciptir.!!!

Toplama Kampları, Gaz Odaları, Soykırımlar, Sürgünler, kölelik, genelde insan, özelde kadın ve çocuk ticareti bu hakkın doğal sonuçlarıydı işte.!!

Bu hakkı doğal sayarsanız; ki kendinde bu hakkı görenler az değil, bunu bazen yaşıyor, bazen de yaşatıyorsunuz.!!

Hastalık bu, teşhis de tamam.

Buraya kadar tamamsa, öyleyse bu hastalığı tedavi edebilir, bu sorunun üstesinden gelebilir miyiz?

Birlikte, barış içinde, eşit, özgür ve demokratik bir yaşamı kurabilir ya da büyütebilir miyiz?

Aklımız, bilgimiz ve deneyimimiz buna yeter mi?

Böyle bir yaşamı düşlemek insanlığın doğasına aykırı mıdır? Bu beklenti fazla mı naiftir acaba kan gölüne dönmüş şu dünyada?

Dünya halkları milyonlarca insanın ölümüne neden olan ve yıllarca süren çok çeşitli hastalıklar yaşadı.

Ama herşeye rağmen hepsini yendi ya da kontrol altına aldı. Kolera, frengi, veba, cüzzam, verem, sıtma, aids ve daha birçok hastalık. İnsanlık bu son iki-üç yüzyılın IRKÇILIK hastalığını da yenecektir. Irk’lara ve Din’lere dayalı politikaları daha önceleri olduğu gibi bedelleri ağır olsa da yine boşa çıkaracak ve yine yenecektir.

Kapitalizmin tıkanma süreçlerinin bir argümanı olmaktan çıkaracaktır bu hastalığı. Başka kurtuluşumuz yok çünkü.

Zira Irkçılık kendini zehirleyerek öldüren akrep gibidir. İnsanlık daha uzun süreler kendini yok edeceği aşikar bu hastalıktan mutlak olarak kurtulmalıdır, kurtulacaktır.

Öncelikle ve temel olarak belirtmeliyiz ki; IRKÇILIK DENEN HASTALIĞIN PANZEHİRİ FIRSAT EŞİTLİĞİDİR. Eğer ülkeler ve yönetimler yurttaşlarına eşit fırsatlar ve eşit rekabet ortamı sunarsa bu hastalığın hiçbir dayanağının kalmadığını göreceğiz ve birçok ülkede görüyoruz. FIRSAT EŞİTLİĞİNİN OLDUĞU YERDE IRKÇILIK SUDAN ÇIKMIŞ BALIĞA DÖNER.

Bununla ilgili o kadar çok örneğimiz var ki, insan hangisini anlatacağına şaşıp kalıyor. Irk falan gerçekten hikaye, mesele FIRSAT EŞİTLİĞİ meselesidir. Eğer öyle olmasa; Osmanlı’da yerlerde sürünen Anadolu Kadını’nın, Cumhuriyet Döneminde hayatın her alanında yer almasını, eğitim düzeyimizin artmasını, meslek sahibi olmamızı, bilimin her alanında insan yetiştirmeye başlamamızı nasıl açıklarız?

Halk aynıydı çünkü.

Fark; demokrasi, özgürlükler, fırsatlar ve yeni olanaklardı eksik gedik de olsa.

Osmanlı’dan sonra yeni bir halk taşımadık topraklarımıza. Sadece yönetim ve yöntem değişti.

Örneğin bugün sağlıkta, eğitimde, ekonomide, demokratik alanda gelişmiş ülkelerin kadınlarının görünürlükleri ve başarı oranı ile, geri bıraktırılmış ülkelerin kadınları arasındaki fark öğreticidir.

Ya da köken ve inanç olarak farklı bir coğrafyadan gelip gelişmiş batı ülkelerinde fırsat eşitliği nedeniyle başarılı olmuş kişi sayısı ya da oranı öğreticidir.

Suriyeli Müslüman ailenin çocuğu Steve Jobs, Suriyeli Hristiyan ailenin çocuğu Carlos Menem, Cezayirli Zidan, Boşnak İbrahimoviç, daha iki yüzyıl öncesine kadar köle pazarlarında satılan Afrikalı-Asyalı ailelerin çocukları olan sporcular, bilim insanı, sanatçı, edebiyatçıları.

Bunları başarılı kılan neydi?

Sistem ve eğitimin yarattığı fırsat eşitliği mi, yoksa Irkları mı? Yanıt tabii ki çok basit.

Hatta yoksul halk çocuklarının; Türk Mesut Özil, İlkay Göndoğan, Nuri Şahin, Hamit-Halil Altıntop, Emre Mor, Oğuzhan ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen insanlarımızın bugün Avrupa’da ama özellikle Almanya’da, Hollanda’da ulaştığı düzeyler.

Bunları neyle açıklayacağız?

Mesela Türkiye’de başarılı olamayan insanlarımızın, Almanya’da başarılı olmalarını hangi IRKSAL mantığa dayandıracağız?

Seksen milyonluk bir ülkeden üç futbolcuyu çıkaramayan, Real Madrid’lere, Barcelona’lara gönderemeyen sistemi sorgulamayacak, durumu IRK temelli mi açıklayacağız?

Eğer öyle olmasaydı, bugün 18 takımlı Süper Lig’de 100’den fazla gurbetçi futbolcu olmazdı. (Bu sayı 18 takımlı ligde 11 Takıma denk düşüyor.!!)

Sorun IRK temelli olsaydı, tüm futbolcular ya da çoğu, seksen milyon nüfusun içinden çıkar ve Ülkemiz tüm uluslararası turnuvalarda şampiyon olurdu herhalde.!!

Zaten 5 Milyon gurbetçiden bu rakamların çıkması; bilimin, eğitimin ve fırsat eşitliğinin gücünü gösterirken, IRK’a dayalı tezleri de yerle yeksan etmiyor mu?

Tabii ki ediyor.

Hollanda Milli takımının yarısından çoğu eski sömürge ülkelerin çocukları..

İngiltere’de Afrika kökenli gençler neredeyse tüm takımı oluşturuyor.

Fransa beyaz oyuncu bulmakta yıllardır zorlanıyor.

Almanya bile; (sömürgecilik tarihinden yararlanamamıştır) eğitimde, sağlıkta, edebiyatta, siyasette, sporda yabancı kökenli insanların başarılı örnekleri ile doludur sorunlu ve eksik olmasına rağmen yarattığı fırsat eşitliği ortamıyla.

Irkçılık-Fırsat Eşitliği kıyaslamasında futbola çok yer verdiğimin farkındayım, çünkü futbol göz önünde ve durumu anlamayı kolaylaştırıyor.

Çünkü herkes futbolu çok iyi biliyor.

Ama dedik ya;

FIRSAT EŞİTLİĞİNİN OLDUĞU YERDE IRKÇILIK SUDAN ÇIKMIŞ BALIĞA DÖNER, diye. Mesele bundan ibaret. Hem de hayatın her alanında ve her kesime FIRSAT EŞİTLİĞİ.

Çünkü ihtiyacımız olan ve sorunun çözümü sadece budur, fazlası değil.

Necdet Yüksekbaş

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ