Üşümesinler benim Türk çiçeklerim

Murat Gedik
Murat Gedik
  • 16.03.2018

 

“Bir milletin tarihini tarihçiler yazmazlar; milletin ressamları, yazarları, bestekarları, mimarları yazarlar.” diyor Cengiz Dağcı. Konuyu tarihçilerin ilmi bakışı yönünden ele almazsak, çok isabetli, tarihe mal edilecek bir söz. Kısacası ‘aydın aydın olması lazım ki’ milleti eserleri ile geçmişten geleceğe taşıyabilsinler.

Romanlarıyla ün yapmış olan Türk dünyasının önde gelen yazarlarından olan Cengiz Dağcı Kırım Türklüğünün (Kırım Tatarları) kıtlık, zulüm, sürgün, soykırım ve nihayetinde topraklarından uzak düşmeyi bizatihi yaşamış bir yazardır. Belki de onun eserleri olmasaydı Kırım Türklerinin yaşamış oldukları Türk insanı tarafından bu kadar bilinmiş olmayacaktı. Yine o der ki: ”Kırım’ın faciasınınTürk dünyasına, özellikle Türkiye insanlarına, Balkan faciasının devamı olduğunu hatırlatmanın faydalı olacağı kanısındayım.” Vermiş olduğu eserlerle bu düşüncesini hayata geçirmiştir. Mücadelesi Kırım Türkünün yaşadıklarını ve Rus emperyalizmine karşı haykırmakla geçmiştir.

Dağcı 1940 yılında Rus ordusuna alınmış, Kırım’dan böylece çıkmış ve o toprakları bir daha görmemiştir. 2011 yılında Londra’da gözlerini dünyaya yummuştur. Gerçi Almanların işgali altında iken Kırım’a bir hafta uğrayabilmiştir (1942) ama bunu saymazsak 71 yıl boyunca sürgün hayatı yaşamıştır.

Pek bilinmese de Cengiz Dağcı şiirle edebiyata başlamış ve daha sonra roman yazmaya başlamıştır. ‘Korkunç Yıllar’, ‘Yurdunu Kaybeden İnsan’, ‘O Topraklar Bizimdi’, ‘Onlar da İnsandı’ gibi romanlarıyla Kırım Türklüğünün yaşadıklarını dile getirmiştir. Romanlar gerçek olanları okuyucuya aktarmakta ve zaman zaman Cengiz Dağcı’nın bizzat yaşadıkları da yansıtılmaktadır. “Her romanımda ana kahramanı yaratmak istediğim zaman, kendi anam gelip durdu gözlerimin önüne. Annemin dramı dramların en büyüğü oldu benim için.” diyerek romanlarında ne kadar gerçekçi konuların işlendiğini adeta vurgulamaktadır.

Yaşanan zulüm, sürgün ve soykırım gibi konuların dışında Dağcı Türk milletine mensup olmayı da romanlarında işlemektedir. Dil konusu gibi insanın varlığı için önemli olan konular işlenmekte. İnsanlık dışı anlayış olan her türlü emperyalizme karşı gelmekte. Hem Rus emperyalizminin zulümlerini, hem de Alman emperyalizmini işleyip ikisinin de kendi milletine zarar verdiğini anlatmaktadır. Türk ve Türkistan’dan söz edilmekte ve millet şuuru aşılanmaktadır. Korkunç Yıllar’dan: “Türk şiirleri antolojisi alarak yatağa uzandım. Kitabı açtım. Sayfaları çevirirken bir şiirin son mısrasına gözlerim takıldı: Türk’üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi.” Yine aynı romandan: “Aranızda Tatar yok mu canım? Ayakta duran Kırgız: Tatar yok, diye söze başlamıştı. Deminki adam, başını gene oyundan kaldırmadan: Hep Türkistanlı, birader, dedi, bundan sonra Tatar, Kırgız yok, hep Türkistanli… Geçen gün Berlin’den gelen Tokay Bey söylemedi mi bunu? Sen neredeydin? Hepimiz Türkistanlıyız, kan kardeşiyiz diye ne güzel sözler söyledi. Baba adam ha!”

Yirminci yüzyılın en büyük facialarından biri olan Kırım Türklerinin faciası Cengiz Dağcı sayesinde edebiyatla haykırılmıştır. Eserlerinde Türkiye sevdasını da dile getiren Cengiz Dağcı Türkiye’ye de gidip yerleşmek istemiş fakat mümkün olmamıştır. Anamın dili diyerek eserlerini Türkiye Türkçesi ile yazmış ve Türk olan her şeye hassasiyet ile yaklaşmıştır. 1982’de İngiltere`de evinin bahçesine iki çiçek alır, ismini bilmediği çiçekler Türkiye’den gelmişlerdir. “Türkçe isimlerini bilmediğim iki çiçek ektim üç yıl öncesi karşıki çitin dibine. Çiçekçinin verdiği malumata göre Türk çiçekleriymiş; Türkiye’den getiriliyormuş. Yerden yarım metre kadar yüksek, eğreltileri hatırlatan koyu yeşil yaprakları arasındaki dalların ucunda zurna biçiminde çiçekleri pembemsi kızıl. Bahçemin en güzel yerine ektim.Geçen yılın yazı ilk kez çiçeklendiler. Çiçeğin ismini öğrenirim diye tanıdıklara sordum soruşturdum; bilen bir kimse çıkmadı. Nihayet kütüphanede çiçek kitapları arasında Latin ismini buldum: incarvillea delavayi- burada gloxinia denen çiçeğin benzeri. Ama ismi önemsiz. Çiçekler Türk çiçeği; bu yetiyor bana. Yaz boyu her akşam suladım, üzerlerine eğilerek okşadım ; okşarken akrabayız, kardeşiz diye fısıldadım bile çiçeklere.”

1987 Aralık ayının soğuk bir sabahı o yine Türk çiçeklerini düşünür: “Geceleyin ayaz bastı; sıfırın altında altı derece. Sabahleyin bahçeye çıktığımda çimlik, gümüşsü kırağı örtüsüyle örtülüydü güneş ışınlarında. Dosdoğru Türk çiçeklerine yöneldim. Soğuğa dayanıklı olduklarını bilmeme rağmen, üzerlerini saman çöpleriyle örttüm. Kimbilir, geceleyin ayaz basar belki gene. Ya da kar yağar. Üşümesinler benim Türk çiçeklerim.

Cengiz Dağcı Kırım Türk’ünün faciasını dile getirmiş, bu eserlerle bütün insanlık ve özellikle Türklük onca facialarından birini daha da yakından öğrenme fırsatı bulabilmiştir. Her Türk’ün okuduğunda içi kan ağlar, ne de olsa söz konusu olan Türk çiçekleri……

Murat Gedik

Muratgedik@muratgedik.nl

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ