DergimizHollandaManset

AKIL TUTSAKLIK HAYAT

Hayat bizi nasıl da tutsak ediyor kendine?
Mutlak bir sadakat ve sahiplenmeyle, adını sanını bilmediğimiz, hiç tanımadığımız insanlar üzerinden bile.
Nasıl da hep bir yarış, hep bir kıyaslama, hep bir suçluluk, sorumluluk dürtüsüyle tutsak ediyor kendine hayat bizi?
Kaygılarımız, üzüntülerimiz, telaşımız, kavgalarımız nasıl anlamsızlaşıp, değersizleşiyor yaşananları gördüğümüzde neresinde olursa olsun dünyanın.
Bir derdinizi paylaşmak istediğinizde, şöyle en derininden bir ah çekmek isterken, çevrenizde yaşanan bir diğer dert daha beter, en ağırından, nasıl da tokat gibi iniyor suratınıza ve nasıl utanıyorsunuz kendinizden.
Susayım bari benimki de bir şey mi diyerek.
Bir plan yapmak istediğinizde geleceğe dair, inşa edilen bunca değerin başına yıkıldığını insanlığın görüp nasıl da titriyor en ince teline kadar vicdan.
Gerçekleşmiş planları tarumar edilmişken insanlığın, neyin planını yapayım boş vermeciliğini kutsayarak, nasıl suçlu hissdiyorsunuz kendinizi yaşananlardan, yaşatılanlardan sorumlu sizmişçesine.

Neresinde yaşanırsa yaşansın her göç, her terk ediş yurdu, ırkçı çelmelerin rağmına, yeşertilip büyütülen umuda elveda kıvamında el sallamak, nasıl sizi de alıp götürür bilinmeze, dönülmeze bir yenilgi ağırlığında.
Biliyoruz: İnsan yaşadığı müddetçe umut tükenmez.
Ama ortalıkta insan da kalmayacak bu gidişle.
En azından duygusal açıdan.

Sadece bugün için değil, sadece bizler için değil, yarın için ve o cıvıl cıvıl yaşamın müjdecisi çocuklarımız için; akıl, ahlak, vicdan, adalet neredeysen çık.
Çık ve göster yüzünü, duyur sesini, uzat elini.
Hadi artık, sen bize lazımsın ve bugün değilse ne zaman?

Hayat bizi nasıl da tutsak ediyor kendine.
Nasıl da kemiriyor içten içe, nemin duvarı, gamın insanı çürüttüğü o sinsi sabır ve sessizliğiyle.

Gerçekten hep böyle ağır mıydı, katlanılmaz ve sanki çözümsüzlük kıvamında mıydı tarihi insanlığın?
Bugünden çok mu farklıydı?
Bugün bizlerin ağır dediği bu yaşananlar, bir çırpıda okuyup geçtiğimiz o tarih kesitlerinden daha katlanılmaz mıdır?
Bu acı, gözyaşı, kan, ölüm, körpecik bedenleri sahile vuran çocuklar, delik deşik evler, buzdolaplarında sakladığımız ölü çocuklarımız, yoksul halk çocuğu enselerinden alçakça vurulan asker, polisler de bir çırpıda okuyup geçeceğimiz sayılar, sıradan olaylar diye mi geçiştirilecek yoksa?
Bunca yangının içinden zarar görmeden çıkmak olası mı peki?
Ya da bizleri kurtaracak bir sonuçla sıyrılsak ne, sıyrılmasak ne?

Reklam

Hayat bizi nasıl da tutsak ediyor kendine.
Ya da kim bilir bizler mi tutsak ediyoruz kendimize hayatı?
Küçük, dar, ilkel beklentilerimiz mi bu yaşananların sorumlusu?
Kendimize layık gördüğümüz yaşama bir başkasını yaklaştırmak istemeyişimiz mi bu kördüğümün nedeni?
“Benden sonrası tufan” diyen tavır, duruş ve susuşlarımız mıdır bu yaşananların sorumlusu?
“Hep bana, Rab bana” demek belki bugünümüzü kurtarır.
Ama kurtarır mı ortak ve adil bir geleceği?
Mümkün olmadığını bilerek neden bu ısrar, bu inat?

Reklam

Yarattığımız ‘hayat’ denen bu canavar nasıl da sarıp sarmaladı bizleri.
Mutluluğun yasak, mutluluk resmi yapanların suçlu ilan edildiği bir tabloyu nasıl da yarattık elbirliğiyle.
Emiyor hayat ne varsa güzele dair kara delik misali.
En azından masum görünen o susuşlarımızın da katkısıyla.
Ve hiç şikayet etmeyelim bu canavarı bizler kendi ellerimizle besleyip büyüttük ve hâlâ büyütüp beslemek için gösterdiğimiz çaba da cabası.

Çaresi ve dönüşü var mı peki?
Dedik ya; tabii ki var.
Ama önce yaşananların farkına varmak, daha sonra da birlikte hareket etmek şartıyla.
Tabii ki var.
Ama önce bizleri yönetmek iddasında olanların kim olduklarına, ne olduklarına, ne yaptıklarına, neden yaptıklarına, ne zaman yaptıklarına sorgulayarak bakmak şartıyla.
Tabii ki çözüm de var, umut da.
İnsan yaşadıkça umut tükenmez çünkü.
Büyük insanlık bu kahredici, karanlık ve ölüm kusan dönemi de aşacaktır. Sadece biraz akıl, sadece akıl denen olgu buzluktan bir çıksın, yerinden bir kıpırdasın.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu