DergimizDünyaMansetTürkiye

DAİŞ Çok Şey Becerdi…

DAİŞ/ IŞİD (Dawlat al-Iraq al-Şham/ Dawlat al-Iraq al-Islamiyyah/Irak-Şam İslam Devleti) ya da Batı’daki adıyla yalnızca IS (Islamitische Staat/ State) son iki yıldır dünya siyasetinin en can alıcı meselesini oluşturuyor. İnanç anlayışından, siyasi bakış açısından daha çok, medyaya yansıyan kelle koparma cezalarıyla dünyanın tanıdığı bu tehlikeli ve bir o kadar da acımasız örgüt daha yıllarca gündemde kalacağa da benziyor.
Batılılar onu bir İslam örgütü olarak görme ve gösterme arzusu içindeler. DAİŞ’i göstererek kendi insanlarına, özellikle de gençlerine, çocuklarına “Buyrun; çok merak ettiğiniz İslam bu işte!” diyorlar. Bu işe, yani İslam’ı tehlike, Müslümanları da terörist gösterme işine El-Kaide’nin işlediği cinayetlerle, katliamlarla başlamışlardı; şimdi El-Kaide’ye rahmet okutan daha radikal bir cansimidine sahip oldular: DAİŞ’e. Müslümanlarsa DAİŞ’in çok büyük bir tehlike, insanlıkdışı eylemler yapan çok acımasız bir örgüt olduğunu ve ‘asla ve asla’ islamiyeti, müslümanları temsil etmediğini söyleseler de onların sesleri boşlukta yitip gidiyor. DAİŞ çoktan İslam düşmanlarının en güçlü referansları haline geldi. Artık Kur’an ve/veya Hadisler üzerinden İslam’a saldırma yerine mevcut yasal ya da yasadışı örgütlenmeler üzerinden bu işi yapmak Batı’da genelgeçer ilke haline geldi. İslam ülkelerinde de aynı şey geçerli; İslam karşıtları ‘mal bulmuş Magribî’ gibi sarıldılar DAİŞ’e. DAİŞ günahkar da, DAİŞ’in eylemleri üzerinden İslamiyete ve Müslümanlara saldıran Batılı ülkeler ve ABD çok mu masum?

DAİŞ ve benzeri örgütler İslam’ı temsil etmezler
DAİŞ ve benzeri terör örgütleri İslamî inanç ve onun temel dayanakları (Kur’an ve Hadisler) üzerine kurulu örgütlenmeler değildir. Öyle olsaydı, yani Kur’an-ı Kerim ya da peygamberin (s.a.v.) hadisleri herhangi bir terörist eylemi (hâşâ) mübah görseydi, salık verseydi, o zaman Müslümanlar da o âyete/âyetlere ve/veya hadise/hadislere bağlı kalacaklar ve emri yerine getireceklerdi. Böyle olmadığı, yani İslam teröre ve terörist eylemlere cevaz vermediği içindir ki, Batı’da ve Amerika’da milyonlarca Müslüman bulundukları ülkenin yasalarına saygılı bir biçimde yaşarlar. Asla fitne ve karışıklık çıkarmazlar. (Yeri gelmişken burada bir anımı paylaşmak istiyorum: Müslümanlar hakkında çok olumsuz düşüncelere sahip Hollandalı bir meslektaşım Hollanda’da terör eylemi olmayışının nedenini Hollanda polisinin mükemmel çalışmasına bağlıyordu. Açıkça ifade edemediyse de, dolaylı yoldan, Hollanda’da Müslüman teröristlerin olduğunu, ama Hollanda istihbaratının onlara eylem fırsatı bırakmadığını düşünüyordu. Terör ve terör örgütleri hakkında doğru dürüst bir fikri olmayan bu meslektaşıma yukarıdaki düşüncelerimi ilettim. Dörderli mobil timler halinde sürekli yer değiştiren topu topu 100 kişilik bir eylemci örgütün istediğinde bir ülkeyi nasıl kan gölüne çevirdiğini Türkiye örneğinden yola çıkarak anlattım. Şimdi İslam, Müslümanlar ve terörizm hakkında konuşurken daha aklı başında düşünceler ileri sürebiliyor.) Müslümanlar yaşadıkları ülkenin güvenliğine ve zenginliğine katkı sunmak zorundadırlar. Kur’an-ı Kerim’i ve bazı hadisleri yanlış yorumlayanların, kendilerine göre yorumlayanların eylemleri müslümanları bağlamaz. Müslümanlar bir eylemi kimin yaptığına, niçin yaptığına bakmazlar; o eylemin Kur’an hükümlerine uygun olup olmadığına ve İslam’a hizmet edip etmediğine bakarlar. Akıl baliğ olan her insan bilir ki, DAİŞ’in eylemleri İslamiyet’e değil, İslam düşmanlarına yarar sağlamıştır. Hal böyle iken DAİŞ bir kurgu olamaz mı; Müslümanları dünya ölçeğinde tehlikeli teröristler olarak göstermek isteyen ve Müslüman grupları birbirine kırdırmak isteyen akıllı bir elin kurgusu yani?

DAİŞ İslam’ın değil, Batı’nın ürünüdür
DAİŞ’in İslam adını kullanarak gerçekleştirdiği vahşi eylemleri, Müslümanları töhmet altında bırakması ve şimdiye kadar İsrail’e ve Yahudilere yönelik dikkat çeken bir saldırısının olmaması bazı Müslümanların DAİŞ’i Yahudilerin kurduğu bir örgüt olarak görmelerini sağlamıştır. Yahudileri İslam ülkelerindeki her türlü çatışmanın, geriliğin, problemin müsebbibi olarak görmek ve “DAİŞ’i de Yahudiler dünyanın başına bela ettiler” demek işin kolayına kaçmak ve gerçekle yüzleşmemek olur. DAİŞ elbette İsrail’in, Yahudilerin (aynı Esed gibi, PKK/PYD gibi, İran gibi, Rusya gibi …) arayıp da bulamadıkları bir organizasyondur; ama bir kurgu değil, aksine Orta Doğu’daki mevcut siyasi koşulların, fiili durumun (de facto) doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmış, zamanla güçlenmiş bir örgütlenmedir.
ABD’nin ve müttefiklerinin Irak’ı işgal etmesi (Bir kokteylde Saddam’ın adamı ABD Büyükelçisinin ağzını arıyor ve diyor ki: “Biz Kuveyt’e girsek sizin tavrınız nasıl olur? Büyükelçi Paris Hanım’ın cevabı çok ilginçtir: “O sizin iç işinizdir; bizi ilgilendirmez!” Kuveyt’in, Birleşik Arap Emirliği’nin, Saudi Arabistan’ın, Katar’ın ABD’nin arka bahçeleri olduğunu bilmeyecek kadar geri zekalı Iraklı yöneticilerin yanlışları Orta Doğu’da ABD planlarının tıkır tıkır işlemesine zemin hazırlamış, Kuveyt işgaline ek olarak bir de Saddam’ın kitle imha silahları ürettiği yalanı piyasaya sürülmüş ve ABD’nin ve müttefiklerinin dışarıdan, Kürtlerin ve Şiilerin de içeriden saldırılarıyla Irak fiili olarak parçalanmıştır.) ve akabinde de kuzeyi Kürtlere, güneyi de Şiilere vermesi, cumhurbaşkanlığını Kürtlerin, başbakanlığı da Şiilerin kapması; bu iki grubun daha düne kadar bir arada yaşadıkları kendi yurttaşları Sünni Arapları sırf onların malına mülküne konmak için işgal askerlerine “Saddam’ın adamıdır” diye ihbar etmeleri; Sünnilerin Irak’taki karar ve yönetim mekanizmalarından tamamen uzaklaştırılmaları; işlerini, işyerlerini, daha da önemlisi çocuklarını, kardeşlerini, annelerini babalarını kaybetmeleri çoktan belli etmekteydi ileride neler olabileceğini. ABD ve müttefikleri askerlerini çektikten sonra, her şeyini yitirmiş, deyim yerindeyse ‘sıfırı tüketmiş’ Sünni bir enkaz bırakmışlardı arkalarında. İntikam için tutuşan bu kentli Sünnilerin kırsaldaki aşiretlerin desteğini almaları hiç de zor olmadı. Irak’taki bu Sünni grupların, onlarca yıldır Suriye’yi despot bir anlayışla yöneten Esed rejimine muhalif Suriyeli Sünni gruplarla birleşmeleri de hiç zor olmadı. Irak vardı, hedefi genişlettiler, yanına Şam’ı da eklediler (Damascus’u değil tabi. Arap coğrafyasında Şam, Suriye’den büyük; Suriye’nin yanısıra Lübnan’ı, İsrail’i, Filistin’i ve Ürdün’le Türkiye’nin birer bölümünü içine alan çok geniş bir toprak parçasıdır).
Haziran-2014’te DAİŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî sözde halife olunca, yani hilafet de ilan edilince dünyanın dört bir yanında bu örgütün adındaki ‘İslam’ sözcüğüne kanan saf müslümanlar, özellikle de Batı Avrupa’da ırkçılığın ayrımcılığın posasını çıkardığı gençler, ‘cennet’ umuduyla, sözde ‘cihad’etmek için akın akın DAİŞ’e geldiler. Sözün özü şu ki, DAİŞ, Irak’taki içsavaşın müsebbiblerinden olan ABD’nin ve müttefikleri Batılıların, Orta Doğu’da egemenlik mücadelesi içindeki Şiilerin, Kürtlerin, iktidar hırsı yüzünden ülkelerinin harabeye dönmesine neden olan Saddam ve Esed gibi diktatörlerin ortak ürünüdür.

DAİŞ mensuplarının profili
Fransız sosyolog, İslambilimci Olivier Roy, Le Monde’da çıkan bir yazısında (“Le djihadisme est une revolte generationnelle et nihiliste/ Cihadcılık bir kuşağa özgü nihilist bir isyandır” Türkçesi: Haldun Bayrı, Medyascope.tv) DAİŞ’i “İslam’ın radikalleşmesi değil, radikalliğin İslamileşmesi” olarak algılıyor. (Yazının orijinali için bkz.:Lemonde.fr, 26.11.2015)
Roy, bu yazısında esas olarak Batı Avrupa’dan DAİŞ’e katılan gençlerin profilini çizmeye çalışıyor. Roy’un tespitleri DAİŞ’i Müslüman olarak görmeyen Müslüman aydınların tespitleriyle örtüşüyor:
– DAİŞ’çiler ibadet etmezler. Suriye’de sadece savaşırlar. Hiçbiri sivil toplumla bütünleşmez.
– Hiçbiri cemaat halinde yapılan ibadetlere (Ramazanda iftar sofrası kurmak, kapı kapı dolaşarak tebliğde bulunmak vb.) katılmamıştır.
– Hiçbiri ciddi din eğitimi görmemiştir. Hiçbiri ilahiyatla ilgilenmez. Hatta cihadın tabiatı ya da İslam devletinin tabiatıyla da ilgilenmez.
– Birbirleriyle özel bir yerde (mahalle, hapishane, spor kulübü …) tanışmış ufak bir arkadaş grubu etrafında radikalleşirler; yeniden bir ‘aile’, bir ‘kardeşlik’ oluştururlar.
– Müslüman bir nüfus kesiminin radikalleşmesinin dışavurumu değillerdir, fakat
belirgin bir genç kategorisini etkileyen kuşaksal bir isyanı yansıtırlar.

Olivier Roy’un yukarıdaki tespitleri DAİŞ eylemcilerini yakından tanıyan Müslümanlar tarafından da birçok kez dile getirildiyse de, Batılı olmayan yazarların, siyasetçilerin görüşlerini duymazdan bilmezden gelen Batılı kamuoyunu etkilemek açısından son derece büyük önem arz ediyor. Roy’un Batı Avrupa’dan DAİŞ’e katılanları ‘nihilist’ olarak tanımlaması bize de çok gerçekçi geliyor. Ancak DAİŞ’i “İslam’ın radikalleşmesi değil radikalliğin İslamlaşması” biçiminde betimlemesi kendi içinde kabul edilemez bir yanlışı barındırıyor. Bu tespit ‘radikallerin’ eylemleriyle İslamlaştıklarını, bu kişilerin, düşünceleriyle İslam inancı içinde yer bulabildiklerini ve Müslüman kitlenin içinde hatırı sayılır oranda radikal eylemci olduğu fikrini de empoze ediyor. Böyle bir saptamanın Müslümanlar tarafından ‘iyi niyetli bir yanlış’ olarak hafife alınması söz konusu olamaz. Roy’un DAİŞ eylemcileri hakkındaki sorusu (Bir savaşın öncüleri mi, yoksa tarihin gurultusunda tutunamayanlar mı?) bile nasıl bir ikilem içerisinde olduğunu ortaya koyuyor. DAİŞ’in kelle koparan canilerine küresel ölçekli (İslamî) bir misyon yüklemek Müslümanlara yapılabilecek en büyük hakarettir.
DAİŞ’in Batılı eylemcilerinin içinde ırkçılıktan hiç çekmemiş ve dil sorunu, kültürel uyumsuzluk yaşamamış olanlarının inanç kaygısından ziyade esas olarak sosyal medyada kendilerini gösterme arzusu taşıdıkları da bir gerçek. Bu gençler eylemlerde seçtikleri mekânlarla (konser salonları, spor alanları …) kitleselliği ve aile bağlarını yadsıyan tavırlarıyla da (ana babadan ayrı bir evde arkadaşlarıyla yaşamak) geleneksel değerleri küçümseyici, mistik-bohem bir görüntü vermeye çalışıyorlar. Batı Avrupa’daki geleceksiz, kimliksiz gençler tutunamamanın ezikliği karşısında kahramanlık-şiddet-ölüm-cennet yolunu seçerek, İslam’ın emrettiği iman-ibadet-özveri-çalışma-sabır gibi zahmetli bir yoldan da kendilerini muaf tutuyorlar. Tam da bu noktada vurgulanması gereken iki güzel söz var: “Uğrunda birileri ölüyor veya öldürüyor diye, bir düşüncenin illa da doğru olduğu iddia edilemez.” ve “İnsanların bir ideal uğruna savaşmaları o ideal uğruna fikir mücadeleleri yürütmelerinden daha kolaydır.”

Reklam

DAİŞ’in eylem biçimi ve İslam karşıtlığının açık kanıtları
DAİŞ’in eylemleri Müslümanların neredeyse tamamı tarafından reddediliyor olsa da, onları İslam dairesi içinde gören belli bir kesimin var olduğu da bir gerçek. DAİŞ’in İslam karşıtı bir çizgide olduğunun en açık kanıtı, insanın kanını donduran infazlarının yeryüzündeki milyarlarca insanda uyandırdığı nefrettir elbette. ‘İslam’ ve ‘Müslüman’ sözcüklerine El-Kaide ve Boko Haram gibi diğer terörist örgütlerin eylemleriyle zaten yeterince olumsuz anlam yüklenmişti Batı’da, ama DAİŞ manzaraya tüy dikti. İslam’ın barış, sevgi, hoşgörü, dayanışma ve kardeşlik dini olduğunu söyleyen ve bu bağlamda yıllardır büyük bir cihadın içinde olan Müslümanların bütün emeği yerle bir edildi. Maalesef bugün dünya ölçeğinde Reel İslam’ın çekici değil de itici görünmesinin müsebbibi DAİŞ ve benzeri örgütlerdir. DAİŞ teorisinin ve pratiğinin İslam’la ne ilişkisi var Allah aşkına! Ne taktik biliyor DAİŞ ne de strateji!.. Reel politik gelişmelere ilişkin en küçük bir analiz geliştiremiyor. İstişâre nedir, şûra nedir bildiği yok. Basit kurgulu slogan sözlerle taraftar kazanmaya çalışıyor. Orta Doğu’da kendisinden olmayan herkese savaş ilan etmiş, karşısına çıkan herkesi öldürüyor. Elindeki konvensiyonel silahlarla bütün dünyaya meydan okuyor. 21. yüzyılda klasik savaş yöntemleri uyguluyor. Bu yüzden de, gözü kara savaşçıları ile aldığı yerleri hava saldırılarına dayanamadığı için, ağır kayıplar vererek bir bir terk etmek zorunda kalıyor. Toplu adam kaçırma, toplu etnik temizlik ( mesela 3 Ağustos 2014’te Sincar’da Yezidîlere yönelik kitlesel kırım), denetim sağladığı bölgelerde insanları sorgusuz sualsiz öldürme, zorla kamulaştırma DAİŞ’in en sıradan eylemleri. Bunun neresi İslam? Yahudilerce örgütlendiği bir paranoya olsa da bu örgütün, eylemleriyle başta İsrail olmak üzere İran, Rusya, Suriye gibi ülkelerin yüzünü güldürdüğü, Batılı ülkelerin bu kanlı örgütün varlığından ziyadesiyle memnun oldukları bir gerçek. Ah bir de Batı’da eylem yapmasalar DAİŞ’in tadına doyulmaz; kırsın Müslümanlar birbirlerini, boşalsın silah tüccarlarının depoları…
DAİŞ pratiğinin (teorisi olsa onu da söyleyeceğim) İslam dinine, Müslümanlara değil de, İslam ve Müslüman düşmanlarına hizmet ettiğine, bunca gerçeğe rağmen, hâlâ inanmayanlara, bu duruma kuşkulu yaklaşanlara verilebilecek en kesin örnek iki Japon gazetecinin infaz edilmesi olayıdır. Bilindiği gibi Japonya 130 milyona yakın nüfusu ile dünyanın 3. büyük ekonomisine sahiptir. Millî dinleri Şintoizm’e ve Budizm’e rağmen bu ülkede İslamiyet’e ciddi bir biçimde yöneliş söz konusudur. Hiç gereği yokken iki Japon’u infaz etmek, bunu da barbarca gerçekleştirmek, yetmiyormuş gibi, bir de görüntülerin internete düşmesi koca bir milleti İslam’dan ve Müslümanlardan soğutmak amacıyla, yani
bilinçli olarak yapılmıştır.
DAİŞ’in bölgesel ve küresel ölçekte müslümanların yüzünü ağartacak, İslam’a katkı sağlayacak herhangi bir teorisi ve pratiği yok ama, becerdiği şeylere bakarak hakkını da yememek lazım!
DAİŞ neleri becerdi?
1 Bütün dünyada İslam ve Müslüman düşmanlığını yerleştirdi. İslam’ı ve Müslümanları henüz tanımayan birkaç milyar insanın bu inançtan, bu inancı yaşayan ve yaşatan insanlardan nefret etmelerine neden oldu.
2 Avrupa’daki, Uzak Doğu’daki ve Kuzey Amerika’daki İslam düşmanı grupların özelde Müslümanlar genelde de yabancılar üzerindeki baskılarının çoğalmasına ve ırkçı tutumlarını meşrulaştırmalarına zemin hazırladı. Müslümanlara ve yabancılara ait kurumların, kuruluşların yerel polis ve istihbarat teşkilatları tarafından daha sıkı bir şekilde denetlenmesinin yolunu açtı.
3 Kuramsal boyutta ateistlerin, İslam karşıtlarının en kestirme, en basit, en ucuz referansı oldu.
4 Yerel diktatörlerin can simidi oldu DAİŞ. En çok da Beşar Esed sevindi DAİŞ’e. Deyim yerindeyse, Esed’i ipten aldı DAİŞ.
5 Beşar Esed benzeri diktatörlere karşı mücadele veren yerel muhalefetin belini kırdı DAİŞ.
Esed’in değirmenine su taşıyan DAİŞ, yol açtığı terörle milyonlarca insanın ülkesini terk etmesine ve böylece Suriye muhalefetinin, paralelinde Irak muhalefetinin güçten düşmesine sebebiyet verdi. Suriye boşaldı. Esed şimdi Rusya’nın da desteğiyle muhalefeti püskürtmeye çalışıyor; Rusya destekli hava saldırılarıyla bunu da başarabilecek güçte. Yarın Esed gidecek olsa bile, ona bağlı Baas yanlıları ve Rusya yeni Suriye’de mutlaka söz sahibi olmaya devam edecektir. Buna ‘ölümü gösterip sıtmaya razı etmek’ denir.
6 Bölgede yıllardır uygun şartlar kollayan gruplara, en çok da Kürtlere ve Şiilere tarihsel imkan sundu. Bu bakımdan DAİŞ’i “Tanrı’nın Kürtlere tarih boyunca sunduğu en muhteşem fırsat” olarak görmek hiç de yanlış olmaz. Buna paralel, DAİŞ’in eylemleriyle Türkiye’nin bütün planlarını bözduğunu ve Türkiye’yi bölgede çok büyük sıkıntıya soktuğu da bir gerçek. “DAİŞ Türkiye’yi mahvetmek için var” da diyebiliriz.
7 Orta Doğu’daki halkları, ülkeleri birbirlerine karşı kışkırtan, ve çıkarları uğruna bölgenin kan gölüne dönmesine neden olan emperyalistleri ve hegemonyacı ülkeleri birleştirdi. Birbirleriyle çıkar çatışması içerisindeki emperyalist güçleri ortak hedef karşısında birleştirdi. Dahası bu emperyalist ülkeler DAİŞ’i bahane ederek bölgeye yerleştiler ve Türkiye gibi çevre ülkeleri tehdit etmeye başladılar.
8 DAİŞ’in vahşi katliamları gündemi meşgul ederken, dünya medyası her gün insanın kanını donduran görüntüler geçerken, bunu fırsat bilen bazı ülkeler Müslümanlar üzerindeki faşizan baskılarını korkunç artırdılar. Özellikle de komünist maskeli ırkçı-faşist Çin yönetimi Müslüman Uygurlara karşı uyguladığı açık vahşete rağmen bir kez bile kınanmadı.
9 DAİŞ’in en büyük başarısı Müslümanları birbirlerine kırdırtma politikasını çok mükemmel bir biçimde hayata geçirmek olmuştur. Şii-Sünni çatışmasını doruğa çıkaran DAİŞ’in Peygamber sünnetini hiç takmadığını da böylece görmüş olduk. Gerek DAİŞ’in eylemlerinde gerekse DAİŞ’e yönelik saldırılarda her gün yüzlerce Müslüman ölmekte.
10 Şiddeti kendileri kadar vahşice uygulamayan Boko Haram, El Kaide gibi terör örgütlerini kendi anaforlarına çekerek daha da radikalleştirdiler. Yakında adı anılan bu örgütlerden de benzer görüntüler internete düşerse hiç şaşmamalı. (Diyalektik olarak, şiddet uygulayanın daha fazla şiddet uygulayana biad etmesi zorunluluk.)
11 Sayelerinde ateizme ve Hristiyanlığa korkunç bir eğilim oluştu. Kiliseler tekrar yavaş yavaş dolmaya başladı; papazların yüzü güldü. İngiltere’yi fethedeceklerini falan söylemeye başladılar. Bu onların bir Haçlı ordusu, Yahudi-Haçlı ittifakı kurulması için oynadıkları misyon.
12 Müslümanlarda yarattıkları derin hayal kırıklığı sözcüklerle ifade edilemez. Bu din adına ortaya konan bunca emek yerle bir ediliyor; bilhassa Batı’da. Bunların tahribatı elli yılda onarılamaz.
13 Sözcükleri tükettiler. Ben şahsen, dilci olduğum halde, onları tanımlayacak bir sözcük bulmakta çok zorlanıyorum. Bulduğum her sözcük hafif kalıyor. Bulan varsa buyursun.
14 Binlerce yıllık eserleri parçalayarak uygarlık tarihini katlettiler.
Peki şimdiden sonra neler olacak? DAİŞ elde ettiği bütün mevzileri ve toprakları bir bir kaybedecek.Son derece karmaşık bir örgütlenmesi olan DAİŞ’in gücünü gerici yerel aşiretlerden aldığını biliyoruz. Bu aşiretler de desteklerini çekecekler. Yenilgiye paralel ılımlı bir Arap-Sünni hareket Batılılarla ve bölge aktörleriyle masaya oturacak. Avrupa’dan DAİŞ’e katılanlar da büyük ölçüde ‘sıfırı tüketmiş, tıkanmış’lar. Bunlar da DAİŞ’in bir kağıttan kaplan olduğunu görecekler. DAİŞ yanlılarının değişik coğrafyalardaki bireysel terör eylemleri uzun bir süre dünya kamuoyunu meşgul edecek. Bir zaman sonra onlar da susacak.
İnsanlar DAİŞ pratiğinden gereken dersleri çıkaracaklar. Her şey zamanla daha güzel olacak.

Reklam
Daha Fazla Göster

Mahmut Erozturk

Guncel haber Genel yayin yonetmeni

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu