DergimizManset

İslam’da ve günlük yaşantımızda sosyal adalet

Yüce dinimiz islam inancına göre, insanlar arası ilişkileri tanzim etmede en çok üzerinde durulan kavram, hiç şüphesiz “adâlet” kavramıdır. Hakkı teslim etmek ve hakka hukuka riayet etmek demek olan adâlet, insanların haklarına saygı göstermek, herkese layık olduğu ve hak ettiğinin karşılığını vermek gibi erdemleri içeren ahlakî, hukukî, felsefî, insani , dinî ve aynı zamanda evrensel bir değerdir. Her geçen gün sosyal adaletin önemi toplumlarda daha da artmaktadır. Çünkü Sosyal Adalet’i tesis edemeyen toplumlar hiçbir zaman medeni ve çağdaş olamazlar.
Bu nedenle adâlet, İslam medeniyetinde toplumsal hayatın esası ve mülkün temeli sayılmıştır. Kur’an ve hadislerde, Allah’ın adâletle hükmettiği, adâleti emrettiği ve adâletle davranmak gerektiğine dair çok sayıda ilahî mesaj yer almaktadır. Bu mesajlar, toplumsal yaşantıda sosyal barışı sağlamak için adâlet ilkesinin mutlaka hakim kılınması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Zaten şayet bizler ve İslam âlemi adalet ilkesine sahip çıkmadığımız müddetçe dünya ve ahirette huzur bulmamız imkansızdır.
Bunun için yüce Rabbimiz hemen hemen hepimizin bildiği ve her Cuma hutbesinde okunan “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlığı olana (özellikle akrabaya muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayasızlığı, fenâlığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt verir”
(Nahl-90) âyet-i kerimesiyle bizleri uyarmaktadır.
Sevgili peygamberimiz de şöyle buyurur : “Ey insanlar dikkat ediniz! Rabbiniz tektir. Arabın, Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha, takvadan öte, hiçbir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz Allah Teala katında en üstününüz, Allah Teala’dan en çok korkanınızdır.”
“Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah’ın kulları kardeşler olunuz.”
Günümüzde Allah Rasulu’nun bu hadislerine ne kadar da çok ihtiyacımız var.
Yine başka bir ayette cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisâ, 4/58)

Hiç şüphesiz haksızlıkların, zulmün ve yoksul kılınmışlığın mevcut olduğu bir ortamda adâlet ilkesinden bahsetmek imkansızdır. Dolayısıyla toplumsal hayatta bu denli gerekli olan adâletin tesisi de, bir yönüyle sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın gerçekleştirilmesiyle mümkündür.
Dünya nimetlerinden daha az ya da daha çok istifade eden insanlar arasındaki uçurumun daha da büyümemesi, güçlü ile zayıf, zengin ile fakir arasındaki dengenin belli düzeyde tutulabilmesi ve böylelikle sosyal adaletin tesis edilebilmesi için “paylaşma erdemi”ne şiddetle ihtiyaç vardır. Gücünü, imkanlarını ve sermayesini, şu ya da bu şekilde başkalarıyla paylaşmayı erdem sayan fertlerin yoğun olarak yaşadığı toplumlar, hem sosyal adaletin hem de toplumsal barışın gerçekleştirilmesinde büyük bir kazanım elde etmiş olacaklardır. Böylesi toplumlarda daha az tabakalaşma olacak, daha az çatışma yaşanacak ve daha huzurlu bir toplumsal yaşantı hüküm sürecektir.
Görüldüğü gibi, İslam medeniyeti, toplumda adaletin, iyiliklerin ve güzelliklerin hakim kılınabilmesi için sadece Müslümanlar arasında değil, aynı zamanda herhangi bir inanç ayrımı yapmaksızın genel olarak insanlar arasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ilkesinin gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Ancak özellikle Müslümanlar arasında gerçekleştirilmesi öngörülen bu ilke, esasen “kardeşlik” anlayışının bir gereğidir. Nasıl ki, aynı ana-babanın evladı olan kan kardeşlerinin, ailenin güçlenmesi ve geleceğe daha güvenle bakabilmeleri için birbirleriyle yardımlaşmaları gerekiyorsa; aynı şekilde Kur’-an’ın birbirlerini kardeş olarak gördüğü müminlerin de gerektiğinde yardımlaşmaları ve dayanışmaları bir zorunluluktur. Bu yaklaşım tarzı, İslam’ın öngördüğü dindarlık anlayışının bir gereğidir. Dindar insan, hem bireysel mutluluğun hem de toplumsal adaletin sağlanması için Allah’ın kendisine verdiği imkanlardan, nimetlerden, kabiliyetinden, servetinden vs. başkalarını da faydalandıran, bunları başkalarıyla paylaşan insandır. Bu maksatla yaptığı eylemler, bir anlamda onun dindarlık düzeyini göstermektedir.
Bu yazımda ilk konumu ‘adalet’ olarak seçmemin sebebi İslam kültürünün, insanlar arası ilişkileri tanzim etmede “adâlet” ilkesine özel bir önem vermesindendir. Toplumsal hayatta sosyal barışın sağlanabilmesi için bu ilkenin mutlaka hakim kılınması gerektiğine vurgu yaptığını göstermek içindir. Toplumda adâletin tesis edilebilmesi için gücü, sermayeyi ve sosyal imkanları elinde bulunduran insanların, bunları özverili bir şekilde başkalarıyla “paylaşmaları” bir zorunluluktur. Bu yaklaşım tarzı, İslam inancının öngördüğü dindarlık anlayışının bir gereğidir.
Değerli kardeşlerim,
Bu yazımda sizlere “İslam’da ve günlük hayatımızda sosyal adalet” hakkındaki fikirlerimi Âyet ve hadisler ışığında açıklamaya çalıştım .
Netice olarak: Bizler imanlı ve dindar insanlarız. İnsanlarımızın çoğu da toplumumuzda dindar ve müslüman. Fakat toplumun huzuru ve mutluluğu için dindar olmak ve imanlı olmak yetmiyor Cenab-I Allah’ın koydugu ilkelere uymamız gerekiyor. Bu ilkelerin başında da ADALET ilkesi geliyor. İnşaallah bundan sonraki hayatımızda adaletten ayrılmayız.
Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Daha Fazla Göster

Mahmut Erozturk

Guncel haber Genel yayin yonetmeni

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu