Kelimenin üç hali: ırkçıyım, ırkçısın, ırkçıyız!..

Nuray Özçelik
Nuray Özçelik
  • 02.05.2017

Geçtiğimiz günlerde Türkiye`deki referandum çalışmaları kapsamında Hollanda`da yaşayan vatandaşlarımızla buluşmak için bu ülkeye giden Dışişleri Bakanı sayın Mevlüt Çavuşoğlu`nun uçağına Hollanda Hükümeti tarafından  iniş izni verilmemesinin ve yine tüm uluslararası anlaşmalar ve diplomasi kuralları hiçe sayılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı sayın Fatma Betül Sayan Kaya`nın Rotterdam Başkonsolosluğu’na alınmaması ve akabinde sınır dışı edilmesinin ardından Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan diplomasi krizi ve bu olayların cereyanı esnasında da orada yaşayan vatandaşlarımızın Hollanda polisi tarafindan maruz bırakıldığı şiddet ve  Avrupa Birliği’nin diğer üye ülkelerinin ırkçı,

milliyetçi, dini ön plana çıkaran söylemleri Avrupa’nın 2. Dünya Savaşı öncesindeki değerlerine geri döndüğü düşüncesini insanın aklına getiriyor.

Avrupa’da yaşanan bu son gelişmeler ve Avrupalıların ortaya koyduğu tavır, eski kıtanın sakinlerinin coğrafi keşiflerle birlikte başlattıkları sömürgeciliği ve zaman zaman birbirlerini boğazladıkları Kara Avrupası’nın yüz karası kirli mazisinin çirkin yüzünü bir kez daha  hatırlattı. “AVRUPA IRKÇILIĞI acaba yeniden mi kabarıyor?” sorusu insanın aklına gelmiyor değil hani!..

Tarihin tozlu sayflarını biraz karıştırıp hafızalarımızı tazeleyecek olursak eğer şunları görürüz: Avrupa’nın dış dünya ile bağlantısını kuran ve ticaretinde tek yol olan o zamanki bilinen adıyla ‘ipek yolu’nun çok masraflı, meşakkatli, uzun ve aynı zamanda çok tehlikeli olmasından ötürü  Avrupalılar 15. yüzyılın sonlarında bilinmeyen ülkeler keşfetmek ve yeni baharat ve ticaret yolları bulmak icin coğrafi keşifler yapmışlardır. Ancak; Avrupalılar bu arayış sırasında sadece ticaret ve keşif yapmamışlar, gittikleri ve keşfetttikleri her COGRAFYANIN ve ülkenin kültürünü, mirasını, doğal zenginliklerini ve en önemlisi İNSANLIĞINI  da çalmışlardır. Sadece çalmakla kalmayıp, hiçbir insani ve evrensel değerle bağdaşmayan bir şekilde hak ve hukuktan yoksun bir BİÇİMDE bu insanları köleleştirip, bildiğiniz mal ve eşya gibi, yine kendi kurdukları pazarlarda, hayvan gibi alıp satmışlar, hatta sırf ‘zevk olsun diye’ onları, vahşi birer hayvan gibi ormanlara salıp, silah talimi amacıyla, bildiğiniz sırf eğlencesine, tek tek avlayarak katletmişlerdir.

Avrupa’nın geçmişi ve elleri bu kadar kirli iken, hem Türkiye’ye hem de diğer başka ülkelere akılları sıra insanlık ve demokrasi dersi vermeye kalkmaları, tamamen, en hafif tabir ile

TAKIYYEDEN ibarettir. Tabi her ne kadar simdilerde TAKIYE yaparak demokrasi, insan hakları ve medeniyetten dem vursalar da, aslında içlerinde besledikleri taa Osmanlı’dan bu yana ki o IRKÇI tavır hiç ama hiçbir zaman yok olmamıştır.

‘Dünyanın sahibi ve efendisi olma’ iddiasi ve diğer tüm canlıları emir ve zapturapt altına alma isteği, onlarda asla bitmemistir. İşte Hollanda`da ve diğer Avrupa ülkelerinde Türklere karşı başlatılan olaylarda da, gördüğümüz üzere işlerine gelmediği anda gerçek yüzlerini göstermekten asla çekinmemekteler. Hatta o dillerinden düşürmedikleri hukuku, demokrasiyi, insan haklarını, adaleti ve uluslararası anlaşmalar ile onun gerekli teamüllerini yok sayarak, adeta dünyaya meydan okuyarak, aslında ne kadar zalim olduklarını bir kez daha tüm insanlığa ispat etmislerdir.

Aslında geçmişindeki vukuatlarından alışık olduğumuz ancak Hollanda özelinde hiç de sık rastlamadığımız ve biz Türkleri ziyadesiyle üzen bu tür IRKÇI yaklaşımların yaşanması, iki ülke arasındaki dostluğa ve kardeşliğe çok ciddi anlamda darbe vurmuş ve de iki ülke insanını son derece olumsuz etkilemiştir. Oysa, Hollanda ile Türkiye arasında Osmanlı İmparatorluğu ile başlayan 400 yıllık tertemiz, hiçbir itilafı olmayan ve hatta zaman zaman ciddi yardımlaşmaların olduğu çok özel bir bağ süregelmistir. Ama gelin görün ki yaşadığımız bu son olaylar, 55 yıldır Hollanda`da Hollandalılarla kardeşçe bir arada yaşayan vatandaşlarımızı ziyadesiyle üzmüş ve yaralamıştır. 55 yıldır kendilerini evlerinde hisseden vatandaşlarımız artık bir endişe içinde, yaşadıkları bu ülkede ötekileştirilmekten, dışlanmaktan ciddi mânâda korkar hâle gelmişlerdir.

Yarım milyonu Hollanda`da ve toplam 6 milyon vatandaşımızın yaşadığı Avrupa kıtasında bu durumun daha fazla devam edemeyeceği ve ilişkilerin bir an önce ivedilikle düzeltilmesi gerektiği ortadadır.  Bu sorunda taraf olan herkesin elini taşın altına koyup toplamda 530 milyonun yaşadığı Kara Kıta Avrupa’da bir an önce dostluğun, kardeşliğin ve barışın yeniden tesisine katkı sağlaması zorunludur.

Bozulan bu ilişkilerin ve yıkılan köprülerin yeniden inşasında şahsımın naçizane tavsiyesi şöyledir: İki ülke devlet başkanları öncülüğünde topyekün bir hamle yapılmalı, iki ülkenin politik katmanlarının bir araya geldiği (örneğin parti başkanlarının, kanaat önderlerinin, işadamlarının ve STK temsilcilerinin …)  bir masa etrafında birleşerek bu sıkıntılı günlere son vermeleri hem insanlık hem dünya barışı hem de halkların kardeşliği adına elzemdir. Zira, bunun bir örneğini geçtiğimiz yıl Rusya ile yaşadığımız sorunda tecrübe ettik. Tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden talihsiz bir gerilimin ardından çok başarılı bir şekilde sorunu çözmüş olmamız Hollanda  ile yaşanan krizin de, iyi niyetle ve yapıcı bir şekilde yaklaşılırsa kolayca çözümlenebileceğinin sinyallerini de vermiştir. İki ülke arasında yaşanan bu talihsiz olayın çözülmesi ve yıkılan köprülerin tekrar kurulması için bu girişim çok önemli bir fırsat olacaktır.

Zira Rusya ile düşülen anlaşmazlıkta ülkeler arasında oluşan sorunların nasıl çözüme kavuşturulduğunu hep beraber, çok güzel bir biçimde tecrübe ederek yaşamış olduk.

Sevgi, barış ve kardeşliğin bâki olduğu bir dünya dileğiyle, hepinizi sevgi ve muhabbetle kucaklıyorum!..

Saygılarımla…

Yasin Özturk

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ