HollandaManset

Necdet Yüksekbaş’ın kaleminden GERÇEKLİK-KARAMSARLIK-ÇÖZÜM

 

Gerçeği söylemek, felaket tellallığı yapmak, karamsarlık değildir. Gerçekçi olmakla, karamsar olmak arasında ciddi ve kalın bir çizgi var çünkü. 

Gerçeklik ve karamsarlık aynı ya da benzer kavramlarmış, felaket tellallığıymış gibi bir dayatmayla ve algı operasyonuyla karşı karşıyayız. 

 

Gerçeği olduğu gibi ele almak sadece gerçekçiliktir, o kadar. 

Reklam

Bu sizin işinize gelse de gelmese de öyledir.

Reklam

 

Ama hayır, başka türlü düşünelim, gerçekliğe rağmen başka türlü konuşalım istiyorlar ve baskı kuruyorlar.

Hele bunu iktidarların uygulamaları üzerinden yapıyorsanız bu baskı çok daha fazla artabiliyor.

Karamsarlık-Felaket Tellallığı yaftalamasına gerçekleri söyleyerek inadına direnilmesi gereken bir süreçteyiz. 

 

Gerçekler acıdır, çıplaktır ve egemenleri her zaman rahatsız etmiştir bunu biliyoruz. 

Ama şimdi daha bir rahatsız ediyor. 

 

Gerçeklik ve karamsarlık arasında bir ilgi algısı yaratmak istemelerinin nedeni de bu değil mi zaten.

Şükürcü bir toplum olalım, başımıza ne gelirse gelsin FITRAT’a bağlayalım istiyorlar. 

O nedenle gerçekleri söylememiz ve kıyaslamalar, sorgulamalar yapmamız işlerine gelmiyor.

 

Ne açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten, ne yağmadan, talandan,  ne baskıdan, şiddetten, adaletten, ne hukuktan, demokrasiden, ne de savaştan, ölümden söz etmeyelim istiyorlar. Üstelik tüm bunlar en ağır şekliyle yaşanırken.

Emperyalizme, BOP’a, işbirlikçiliğe gözümüzü kapayalım istiyorlar.

Ekonomi batmış söyleme, üniversitelerde akademisyen bırakmazlar sus, gazeteler-tv’ler kapanır görme derler.

Bombalar patlar, köprü yol yapmamızı engellemek istiyorlar derler.

Savaş var ama söyleme karamsar derler.

Şehit var söyleme, askerin moralalini bozuyorsun derler.

“Askerlerimizi Yakıyorlar” söyleme; “Ayağınızı Denk Alın”,” Vatan Haini” derler.

 

Tüm bunlar olurken; “Allah devletimize, Reisimize zeval vermesin” derseniz yeter. 

Sadece çok şükür dememizi istiyorlar.

Fıtrat deyip çıkkn işin içinden.

 

Yıllardır en klişe söz.

“Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönem.” 

Artık bu söz ne kadar da itici geliyor bana anlatamam.

Hele bu sözü en kelli felli, en tescilli işbirlikçiler, ayrıştıranlar, özel tim kuranlar, halkı silahlandıranlar söyler ya, o da ayrı bir trajedi. 

Milli birlik beraberlikmiş.!!

 

Ülkeyi parsel parsel sat, peşkeş çek; tüm kurumları yağmala,  Cumhuriyet’in tüm kazanımlarının üzerinden bir silindir gibi geç. 

Savaş aç, ayrımcılık yap, milleti işinden gücünden et sonra milli birlik ve beraberlik edebiyatı yap. 

Akla ve mantığa aykırı bir iktidar anlayışı.

 

İktidarlar bunları yapsın, bunları eleştiren ben karamsar, felaket tellalı, vatan haini olayım. 

İktidarlar ülkeyi yerlebir etsin ama bunları destekleyenler ve görmezden gelenler iyimser, yurtsever olsunlar.

İnsanın aklına hakaret.

Ayrıca çok hazin ve acı.

 

Bana göre kim ne derse desin ve hangi baskı uygulanırsa uygulansın, kişi gerçeği anladığı, algıladığı şekilde bir duruş ve tutum sergilemelidir. Hele eli kalem tutan, bir iki kelam edecek yetideyse o kişi. Ondan sonra karşıdaki kişinin ne anladığı, anlatılanı nasıl algıladığı onu bağlar.

 

Siz tarihsel ve etik sorumluluğunuzu yerine getirin yeter.

İşte o zaman bizim anladığımız milli birlik ve beraberliğe katkı sunulmuş olur. 

İşte o zaman birlikte, eşit, özgür ve adil bir yaşama katkı sunulmuş olur.

 

Kara kara bulutlar çökmüşse tepemize, ki çökmüş, yağmur yağacak, fırtına kopacak demenin neresi karamsarlık Allah aşkına? 

Görünen köy klavuz mu istermiş?

 

Ekonomi batmış, eğitim tarumar, işsizlik, pahalılık tavan yapmış demek niye felaket tellalığı, karamsarlık olsun ki?

Suriye’de ne işimiz var demenin neresi vatan hainliği?

Askerlerimiz bizim olmayan savaşta neden beşer beşer şehit oluyor diye sormamız neden terörist ağzıyla konuşmak olsun ki?

 

Niçin ayağımızı denk alalım ki “Askerlerimiz 

Yakıldı”mı diye sorduğumuzda?

 

Ülke, Bölge ve Dünya cayır cayır yanarken, ateşe benzin kovalarıyla koşuluyor, ateş daha bir körükleniyorsa silah ve petrol tüccarları tarafından ve onların Bölgedeki taşeronları eliyle; bunu dile getirmenin neresi yanlış olur ki?

 

Sorunu doğru tahlil etmeden, doğru bir çözüm bulabilmek mümkün mü?

Tabii ki hayır.

 

Siz tespitinizi olayların gerçekliği ve kendi bakış açınıza göre yaparsınız, ondan sonra çıkacak sonuca yapılacak tespit de, ancak o yorumu, tespiti yapacak kişiyi bağlar.

 

Bu arada gerçeklere gözümüzü kapayarak, kulağımızı tıkayarak doğru bir çözüme ulaşamayacağımızı anlatmak zorunda kalıyoruz ya, o da ayrı bir hüzün.

 

Karamsarlık olarak değerlendirilmesin diye, insanlar gerçeği söylemekten mi çekinmeli peki? 

Tabii ki yine hayır.

Ama bazıları ne yazık ki çekiniyor.

Bizim de çekinmemizi istiyorlar.

Bu baskıyla da tüm toplumu kendi dar çıkar ve beklentilerine tutsak etmek derdindeler.

Ama nafile bir çaba bu.

Güneş balçıkla sıvanmaz, sıvanamıyor.

 

Buradan hareketle ve herşeye rağmen bizler içinden geçtiğimiz sürecin fotoğrafını tüm gerçekliğiyle kendi objektifimizden çekmeye devam edeceğiz. Ekrana ne yansırsa yansısın. 

Bunu da; Halkımız ve Ülkemize olan sevgimiz üzerinden ele alacağız. 

İktidarların kendi dar dünyalarına ve çıkarlarına bizi hapsetmek istemelerine inat.

 

İçinde bulunduğumuz süreci kendi gerçekliklerim üzerinden ele aldıktan ve benim objektifime takılanlardan sonra diyebilirim ki; 2017, ki iki ay geçti bile, en az 2016 kadar ağır, acı ve sancılı olacak.  Hele yılın ilk iki ayınında yaşananları gördükten sonra. 

Bana kalırsa; eğer yeni bir tavır, duruş ve sıçrama gerçekleştirmezsek, daha çekilecek çok acı, kat edilecek hayli mesafemiz var güzel ve aydınlık bir ülke olmak adına.

Hele Ülkemizde yapılacak 16 Nisan Anayasa Referandumunda çıkacak sonuç EVET olursa. Hiç temenni etmem ama sonuç bu olursa durum bizleri dönülmesi zor bir yola, içinden çıkılması zor bir girdaba sürükleyecek. 

Demokrasinin, hukukun, yargının, siyasetin, bürokrasinin, ordunun, ekonominin yeni bir alt üst oluşuna tanıklık edeceğiz eğer EVET çıkarsa.

 

Temennim tabii ki her durumda sağlıklı, mutlu bir ülke ve yaşam. Bu temennim evrende yaşayan tüm canlılar içindir aynı zamanda. 

Bu konuda bir tereddüt yaratmak istemem. 

İdealize ettiğim böyle bir yaşam için de; karınca kararınca inisiyatifler alıp yine bir çaba içinde olacağım da kuşkusuz.

Ama buna rağmen benim bütün öngörülerim; temenni ve beklentilerimin aksi yönünde işaretler veriyor. 

Bu da benim gördüğüm gerçeklik. 

Kral çıplak.

Hem Ülke, hem Bölge, hem de Dünya için. 

 

Ne yazık ki öyle düşünüyorum. 

Ama bu tespite rağmen, içinde bulunulan durumun ASLA DEĞİŞEMEYECEĞİ sonucu da çıkmamalı kuşkusuz

 

En zor durumdan da kurtulmak tabii ki mümkün. İnsan yaşadıkça umut tükenmez demiştik çünkü.

Ama bu kurtuluş ancak herkesin daha önce yaptıklarından çok, hiç birşey yapmayanların da bir ucundan tutarak mücadeleye katkı sunmaları ve sahiplenmeleriyle mümkün olabilir. 

İçinde bulunulan zorlu ve sıkıntılı süreci ancak yeni bir aklı devreye sokarak aşabiliriz.

Hem de, tabii ki öncelikle  Ülke ve Bölge insanları olarak bizler ama; ilerici, aydın, hümanist, demokratlar; 

Her inanç, kültür, etnisiteden Dünya Halkları olarak. 

Açlığı, yoksulluğu, adaletsizliği, savaşları bir bölgenin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu bilerek.

 

Sorun lokal değil, çözüm de öyle.

“Kurtuluş yok tek başına

Ya hep beraber

Ya hiç birimiz” şiarında olduğu gibi.

Bu sıkıntıları başka türlü aşamayız. 

 

Ülkemizde demokrasiyi, özgürlüğü, hukuku, adaleti, eşitliği egemen kılmak için; çocuklarımızı hastalıktan, açlıktan, yanarak ölmekten, tecavüzden ve el kapılarında başkaları için ölümlerden başka türlü kurtaramayız.

Çözüm; eski, HEP KANDIRILMIŞ ve bu kullanılmış akılda değil.

Çözüm yeni bir akıl ve ahlakı öne çıkarmaktadır.

Başka yolu yok.

Daha Fazla Göster

Mahmut Erozturk

Guncel haber Genel yayin yonetmeni

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu