Kamil Kopuz

Kamil Kopuz

27 Şubat 2024 Salı

Merhaba sevgili gönül dostum,

Merhaba sevgili gönül dostum,
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uzun zamandır sana yazamadım, nedeni yok! Yaşamın yoğun temposu mu, yoksa unutkanlık mı, hiçbiri değil..

 

Peki neden, diye soracaksın? Ben de bilmiyorum desem saçmalamış olurum.. İşte bazen böyle saçmalıyorum, işte yaşlılığıma ver gitsin ???? Yaşam bazen karamsarlık, bazen unutkanlık, bazen oluşan bitmeyen sorunlar, bazen insanın sevdiğinden ve sevdiği insanlardan aldığı anlamsız tepkiler, anlamsız sözler, kırgınlıklar, önem verdiği insanlardan duymak istemediği sözler duyması, yaşamak için hiçbir şeyin anlam ifade etmediği anlar, tavırlara, sitemlere, akıl hocalığına varan söylemlere, sürekli aynı şeyleri duymaya karşı insan yoruluyor, yılıyor..

 

Yıkılmaya az zamanı kalan, yorgun düşmüş binalar gibi hissediyor kendini insan.. Her an düşebilir karatoprak üzerine ve geride bıraktıkları yaşamlarını yine sürdürürler, gülerler, eğlenirler, yeni arkadaşlıklar, yeni eşler edinirler hatta yeni çocukları bile olur, yaşama devam ederler.

Ama sen unutulur gidersin! Sen ancak belki ölüm yıl dönümlerinde ilk anlarda anımsanırsın! Belki sen bir düğünde anımsanırsın, belki bir yazın çıktığında gazetede, dergide veya bir fotoğrafına rastlarlar eski tozlu bir kitabın içinde veya bir fotoğraf albümü içinde veya bir fotoğrafını paylaşmış olur Facebook’ta, Twitter’de bir arkadaşın.. O zaman anımsanırsın!

Zaman nasıl da acımasızdır, insanların acımasızlığı karşısında! Merhameti ve sevgiyi anımsarsın.

İnsansın bir gün bir hata işlersin! Bütün yaşamı boyunca bunları yaşayan insanları düşün! Bazen eski fotoğraf albümlerini karıştırdığın zamanlarda kendini görür, yaşadıklarını anımsarsın, bir fotoğraf karesinin içine sığmayan yaşanmışları yeniden yaşarsın. Büyük vatan şairimiz Nazım Hikmet ne güzel demiş;

İbret al, deli gönlüm, demir sandıkta saklansan seni bulur, ak taş arkasında kara yılanı bulan ölüm.”

 

Kamil KOPUZ
Dostça selamlarımla
Kkopuz53@gmail.com

Devamını Oku

SAMİMİYET

SAMİMİYET
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir insanın kendini samimi görmesi değil, insanların onu samimi görmesi ve samimi kabul etmesidir.. Bir insanın samimi olması davranışlarında tutarlılık, sözünde durması, yalan konuşmaması, çevresinde ki insanları aldatmaması, her zaman nazik, kibar olması, davranışlarında aşırı nezaketli olması, toplumsal kurallara, yasalara saygılı olması ile ölçülür.
Yalnızca kişisel çıkarını düşünerek hareket eden, konuşmalarında ve düşüncelerinde her zaman ikinci bir ajandası olan, fırıldak gibi sürekli alan değiştiren, toplumsal değerleri göz ardı ve kulak arkası eden kişiler sahtekâr ve yalancılardır. Bunlarda samimiyet yoktur! Bunlar ortama göre zemin değiştıren zavallı kişilikten yoksun zübüklerdir..
Samimi olmayan insanlar da aldatma, yalan konuşma, ihanet, döneklik, hilecilik, ahlâksızlık, vicdan yoksunluğu ve sahtekârlik en belirleyici ve kalıcı özelliklerdir.
Samimi insan değer verir veya vermez ama asla verir gibi yapmaz..(alıntı )
Samimi insan Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi olan insandır.
Elin açık, gönlün açık, sofran açık olsun, ayıpları ört, sırları tut ve öfkeni de yut!!
Ne demişler ;
Tehlike gelmeden görenere Abdal denir,
Geldiğinde görenlere Aptal,
Gelse de görmeyenlere ahmâk denir. ( anonim )
Samimi insanlar toplumsal değerlerdir. Aldatmak, yalan,konuşmak, sözünde durmamak, ihanet etmek, döneklik ve sahtekârlik yapanlar toplumun çürümüş insanlarıdır.
Son olarak;
Samimiyet ve dürüstlük insanın karakterini belirler,
Etle kemikten oluşmuş insan,
Var olmak adına, çoktur sebebler.. ( Ali Cemal Ağırman)

Dostça selamlarımla,
Kamil KOPUZ
Drunen, 13 Şubat 2024

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

NASIL BİR İNSAN

NASIL BİR İNSAN
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kâinat’ta bir zerreyim, Zerre içinde zerreyim, Ben kendimi bilmez miyim? (Alıntı)
Yani, işin sırrı insan olarak kendini bilmektir. Kendini bildiğin takdirde değişim sürecine gireceksin. Aynı yerde durmayacak, zamanı etkili bir şekilde kullanarak düşüncelerinde, eylemlerinde, yaşamında ve arkadaş/dost seçiminde değişiklik yapacaksın. Zamanı doğru kullanarak, bazı şeyleri geride bırakacak ve kendini yeniden inşa edeceksin.

Yeni ufuklara yelken açacak, dünyayı ve kâinatı tanımak için çok okuyacak, araştıracak ve analiz ederek yaşamına yeni bir yön vereceksin. Kâinatın sırları üzerine kafa yoran düşünürlerin, filozofların ve bilim adamlarının makalelerini okuyacaksın.

Sadece kulağına hoş gelen sesleri, ruhunu okşayan sözleri, seni öven insanları ve sana dayatılanları kabul etmeyeceksin. İsyan edeceksin! Yanlışlıklara, haksızlıklara, adaletsizliklere, savaşlara, ölümlere ve haksız kazanılan servetlere karşı çıkacaksın. Seni aldatanlara, görevini savsaklayanlara ve yüzüne karşı gülen ama arkandan kuyu kazanlara karşı duracaksın.

İsyan edeceksin; seni Yaradan’ın ile aldatanlara, inançlarını ve milli duygularını sömürenlere karşı çıkacaksın. Yaşam maceranın mutlu bir sonla bitmesini istiyorsan, kalbinin sesini dinleyecek ve sana şah damarından yakın olan Yaradan’ın her zaman seninle birlikte olduğunu unutmayacaksın. İşte o zaman evrenin sonsuzluğunda yaşamın devam edecek ve sevdiklerinle birlikte mutlu bir şekilde yaşayacaksın, sonsuzca…

Ömer Hayyam’ın dediği gibi; “Girme şu alçakların hizmetine, Konma sinek gibi pislik üstüne. İki günde bir somun ye, ne olur? Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.”
Dostça selamlar, saygılarımla
Kamil Kopuz
Kkopuz53@gmail.com

 

Devamını Oku

NASİP

NASİP
1

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan insanı görmek, konuşmak, anıları tazelemek için bir zaman diliminde kendisine irade veren gücün sayesinde büyük bir istekle bir yerlere gitmek ister ve aradığı insanı orada bulur…! Bu onun yıllarca görmediği bir arkadaşı, çok değerli bir dostu, yıllar öncesinde aşık oldukları halde bir şekilde bu aşklarını sürdüremeyen ve bir yerlere savrulan ve bir başka yaşamlarda yaşayanlar olabilir..

 

Farklı coğrafyalarda farklı ülkelerde yaşayan iki insan olarak onları gizemli bir enerji onları buluşacakları mekâna veya yere çeker götürür ..

İlk önce büyük bir şaskınlıkla birbirlerine bakarak birbirlerini tanımaya çalışan bu iki dost, arkadaş veya sevgili bu şekilde kavuşmuş olur.. Yaşamımızda bunu yaşayanlar çoktur..

Adına nasip diyoruz, tesadüf diyoruz!.

Hatta bir atasözümüz vardır “ Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur “ sözü buna işaret eder..

Ama nasibine ulaşmak için önce yaşadıklarını, yaşattıklarını düşünmeli ve analiz ederek nasibine ulaşmak için gayret içinde olmalı insan..Nasip tabii ki yalnızca insanlarınn bir zaman dilimide yeniden buluşması ve hasret gidermesi değildir.. Nasip yaşamına yön vermek amacıyla sarfettiği büyük emektir.Yaşamda elde ettiklerimiz iyi veya kötü bütün kazanımların hepsi bizlerin elinde, çevremize yaydığımız pozitif veya negatif enerjimiz bize mutlu veya mutsuz sona götüren en büyük etkendir diye düşünüyorum..İnsan yaşamı o kadar fevkâlede dizayn edilmiş ve programlandırcılmış ki her yapılan eylem bizlerin ürettiği enerji sayesinde oluşur..

Görüntüde insan ama zihinsel olarak evrimini tamamlamamış olan insanlar çevrelerine negatif enerji yayarlar, çünkü düşünme yetileri olmadığı için muhakeme ve analiz etme sorgulama yapamazlar ve önlerine gelenlere nasip, nasibimiz derler.

Hani derler ya coğrafya kaderdir ( yani nasip ) katılmıyorum, insan yaşadığı coğrafyanın kaderini değiştirme yetisine sahiptir ve bu şekilde dizyn edilmiştir yaradan tarafından. Çalışarak aklını kullanarak, düşünerek, planlıyarak yaşadığı coğrafyanın sıkıntılarının sosyolojik, iklimsel, doğasal, çevresel ve kültür ve yönetimsel sıkıntıların temellerine inerek yaşadığı coğrafyayı pek ala yaşanbilir bir hale getirebilir.. Bu ş ekilde o coğrafyada ki nimetlerden nasiplenir.. Yaradan bunun planlamasını bizi yaratmadan önce zaten yapmış ve buyrun demis.. Ya biz insanlar ?

Bazi coğrafyalarda yaşayanlar insanl ve toplum kalitesini geliştirmek için çaba sarfetmediklerinden bulundukları coğrafyada ki nimetlerden nasiplerini alamazlar ve başka coğrafyalardan gelen insanlar o nimetlerden nasiplerini alırlar.. Onlar da bakarar sızlanırlar..!!

Mevlâna ne güzel demiş ;

“Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.”

Dostça selam ve sevgilerimle

Kamil KOPUZ

Kkopuz53@gmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

İŞTE YAŞAM BUDUR!

İŞTE YAŞAM BUDUR!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaşam, her anı sınavlarla ve sürprizlerle dolu bir yolculuktur. Bazen sevdiklerimizi kaybederek, bazen onları mutlu ederek bu sınavları geçeriz, çünkü bu yaşamın doğal akışının bir parçasıdır.

 

Evren tarafından yaşamımıza kodlanmışızdır ve sonsuzluğun boşluğunda yeni evrenlerde bize yeni yaşam alanları hazırlanmıştır. Eğer sevgimizi yaratana her zaman hissettirir ve yaşamımız boyunca hiçbir canlıya zarar vermeden sevgi sunarsak, o zaman başka evrenlerde sevdiklerimizle birlikte güzel yaşamlar bizi bekliyor demektir.

 

Ancak, eğer ruhumuzu kirletir, canlılara zarar verir, onları üzer, yok eder ve işkence edersek, o zaman da evrenler bize yaşattıklarımızın bir benzerini yaşatacaktır.

 

Bizi yaratan, bu seçme özgürlüğünü bize vermiştir. Sonra özür dilemek, hata yapmak ve pişman olmak gibi bahanelere sığınma hakkımız olmadığını ve yapılan her iyilik ve kötülüğün bizlere geri döneceğini yaşamın kodları arasına yerleştirmiştir.

 

Biz insanlar olarak, bazılarımız bedenimizle çalışarak, bazılarımız düşüncelerimizle, bazılarımız ise hizmet ederek emek üretiriz ve bu şekilde yaşamımıza anlam katarız. Unutmayalım ki boşuna yaratılmış değiliz ve özgürlüğümüzün ve düşünce duyumumuzun bize bağışlanmış birer değer olduğunu hatırlamalıyız.

 

Bizi insan yapan şey, kendi izlerimizi oluşturmamızdır. Devletlerde liderler, şirketlerde yöneticiler veya farklı mesleklerde çalışanlar olarak önceliğimiz her zaman insan olmaktır, çünkü insan olmadan gerisi boş. Kimse emek harcamadan, bedenini yormadan yaşamını inşa etmemiştir. Hatalarımızdan ders çıkarıp mutsuzluğu ve yokluğu tatmışsak ve tüm bu deneyimlere rağmen insan olmayı başarmışsak, o zaman usta bir kaptan pilot olabiliriz.

 

Yaşamın en önemli “yaşam kodları” derinleşerek ve güçlenerek, insan olarak kalmayı içerir. Büyük usta Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.”

 

Sevgiyle ve dostça,

 

Kamil Kopuz E-posta: Kkopuz53@gmail.com

 

 

 

 

Devamını Oku