Eğitimin Toplumsal İşlevi ve Bireysel Çaba İlişkisi

Eğitimin Toplumsal İşlevi ve Bireysel Çaba İlişkisi

ABONE OL
17 Mayıs 2021 12:43
Eğitimin Toplumsal İşlevi ve Bireysel Çaba İlişkisi
0

BEĞENDİM

ABONE OL
ad826x90
ad826x90

Toplumsal alanda eğitim, sağlık, adalet, ekonomi gibi bilimsel çalışmalara konu olmuş bir çok insana özgü faaliyet vardır. Toplum nezdinde yaşanan olayların tümünü tam anlamıyla tanımlamak oldukça güçtür. Zira insan davranışları bireysel olarak çok karmaşık olduğu gibi toplumsal düzeydeki insan davranışları bundan daha karmaşıktır. Konu olarak ele aldığımız eğitim kavramı da birey ve toplumu doğrudan ilgilendirmektedir.

Toplumu oluşturan bireyler olsun, aileler olsun eğitimi en üst düzeyde talep ediyor, kendileri veya çocukları adına eğitimden yararlanmanın her yolunu arıyorlar.

Eğitime dair görüş alışverişi yapılmasını sağlayacak ortamların bulunması eğitime dair konuların toplum nezdinde tartışılmasına, eğitime dair hususların düşünülmesine, bu konularda var olan olumlu veya olumsuz her şeyin ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Bu ise eğitime zarar değil yarar getirir. Herkes kabul eder ki toplumun gündemine giren her sorun, bir şekilde çözülmeye çalışılır, toplumun zihninde canlılığını korur.

Bugün eğitime dair yapılan tartışmalar toplumsal değişimi doğrudan ilgilendirmektedir. Dolayısıyla tüm toplumu ilgilendirmektedir. Bu nedenle son yıllarda eğitim alanı insan mühendisliği/toplum mühendisliği biçiminde nitelendirilmektedir.

ad826x90

Günlük yaşantımız içinde eğitimin önemine daima vurgu yapıldığına hemen her ortamda şahit oluruz. Akan trafikte olumsuz bir davranışla karşılaşınca eğitimsizliğe bağlarız, bir sırada beklerken sıraya girmeyen birini görürsek yine eğitimsizlikten bahsederiz. Yolsuzluklar, haksızlıklar, yanlışlıklar kısaca hemen her olumsuz durum eğitimsizliğe bağlanır. Adeta eğitim her şeyin çaresi, her şeyi çözen sihirli bir değnek olarak görülür ve olumsuzluklar karşısında herkes suçu eğitime atar.

Eğitim hakkında yediden yetmişe hemen herkesin az çok bir fikri vardır. Bunun bir nedeni de toplumda hemen herkesin hayatının bir döneminde eğitimle bir şekilde muhatap olmasıdır. Yani herkesin eğitime dair yaşanmış bir tecrübesi vardır. Yaşanan bu tecrübe herkese eğitime dair konuşma imkanı verir. Peki hemen herkesin bir şekilde eğitime dair edindiği bu tecrübe yeterli midir?… Eğitim kavramının içeriğine baktığımızda çok geniş bir alanla karşılaşırız. Bu geniş alanda eğitim denilince neyin anlaşılması gerektiği, ne anlatılmak istendiğinin iyi belirlenmesi gerekir. Eğitim alanının o kadar çok değişik alt dalları, ilgili alanları vardır ki eğitime dair yapacağımız bir fikir üretimi çalışmasında doğru sonuçlara ulaşabilmek için tüm bu alanlardan haberdar olmak gerekir. Aksi takdirde dar bir çerçevenin içinde yararsız, gereksiz bir kısır döngüden kurtulmak, bir sonuca ulaşmak mümkün olmaz.

Bu kadar önemli bir yere oturtulan eğitim kavramının toplumda herkes tarafından doğru bir şekilde algılandığını söylemek fazla iyimser bir bakış açısıdır. Eğitim denilince toplumda hemen bir çok kişinin aklına okulda yapılan eğitim gelir. Oysa okulda yapılan eğitimle tartışmalarda dile getirilen ve şart olarak görülen eğitim aynı düzey, kapsam ve içerikte yer almaz. Bir çok kişinin aklına gelen okulda eğitim sınırlı bir zamanda, belirlenmiş bir program doğrultusunda, çoğu zaman yetişmiş uzman elemanlar aracılığıyla yürütülen, belli yaş gruplarına yönelik olarak yapılıp sonunda diploma türü bir belgelerin verildiği faaliyetler katılanların edilgin, pasif kaldığı faaliyetler olup kişisel iradenin çok da ön plana çıkamadığı, çıkarılamadığı eğitim faaliyetleridir. Böyle bir eğitim faaliyeti ile toplumsal alanda büyük değişikliklerin sağlanabilmesi mümkün değildir.

Toplumsal hayatta yaşanan sorunların çözümüne yönelik eğitim faaliyetleri daha çok okul dışı zamanlarda, kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalardır. Bu ise içinde bulunduğumuz toplumda hiçbir toplumsal, resmi veya sivil kurumun görev alanına girmemektedir. Toplumun tümünü kapsar düzeyde bir çalışmanın sivil ve resmi bir kurumun görev alanına girebilmesi de aslında mümkün değildir. Sivil ve resmi kurumlar veya örgütler daha çok kendileri için belirlenmiş amaçlar doğrultusunda görevlendirilen kişiler aracılığıyla ve tanımlanmış görevlerin yerine getirilmesi şeklinde çalışırlar. Bu tür bir yapıda bireylerin dışardan yönlendirilmesi söz konusudur. Toplumsal yaşamın içinde yer alan tüm bireyleri böyle bir yapının içine sokabilmek mümkün değildir.

Kişilerin etkin olduğu, kendi kendine öğrenme faaliyetine yönelik çalışmalar kişisel inisiyatife bağlı olduğu için kişilerin kendi iç dinamiklerinin büyük rolü bulunmaktadır. Kişisel inisiyatife dayalı eğitim kavramının içine yaşam boyu öğrenme kavramı girmektedir. Yaşam boyu öğrenmeyi kişisel öğrenme, kişisel olarak kendini geliştirme şeklinde düşünmek gerekmektedir. Kişisel gelişim kavramı toplumda her birey tarafından yaşamının önemli bir ilkesi haline getirilmesi gerekmektedir. Ancak bu gereklilikte inisiyatifin bireylere bağlı olduğunu unutmamak gerekiyor.

Toplumu oluşturan bireyler ne kadar çok bu inisiyatifi eline alıp etkin bir şekilde kullanırsa toplumsal eğitimin niteliği de o kadar yükselecektir. Bu durumda eğitimin niteliğine yönelik sonuç almada her bireye büyük işler düşmektedir.

Ali Hikmet Demir

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

rk
rk